Kahramanmaraş Sohbet Odası – Edelerin Gönül Sofrası

He edem, hoş geldin gel birez Sohbet edek kele !!
Notin?
İyisin değil mi, sağlığın sıhhatin yerinde ola?
Bak hele, şuraya bir otur, sırtını yasla, rahatına bak.
Cay yeni kaynadı, demli. Dondurmamız da dolapta. (Gelicii ? Gelmiyci ? )
Bizim buralarda muhabbet öyle “gelip gitme” değildir ha; bir oturulur, yürekten konuşulur, gülüşülür, dertleşilir.

Maraş’ın Muhabbeti Başkadır

Maraş dediğin, hem dağın hem ovanın, hem soğuğun hem sıcağın şehridir.
Ama en çok da sohbetin şehridir.
Bizim memlekette biri gelir kapıya, selam vermezden önce sorar:
Ede, müsait misin, birez sobet edek mi?
O zaman bilirsin ki çay demlenecek, laf uzayacak, dertler dökülecek,
ve sonunda yüzler gülecektir.

Çünkü biz Maraşlıyız, kelimeyle değil, gönülle konuşuruz.
“Ede” derken sadece seslenmeyiz, sevgimizi, saygımızı da katarız.
Bir bakarsın, iki lafın arasında koca bir tarih gizlidir;
bin yıllık kardeşlik, dostluk, komşuluk…
Bir bakarsın, bir “hele” kelimesiyle bütün havayı değiştiririz:
Hele gel be, otur hele!
O “hele”nin içinde hem çağrı var, hem sıcaklık, hem gönül.

Edeler Nötin?

Bizim Maraş’ta sabahın ilk selamı “günaydın” değildir,
Nötin?”dir.
Bu tek kelimeyle hem hâl hatır sorulur, hem de kalp yoklanır.
Cevap da uzun olmaz:
Sağol ede, sen nötin?
Bak, iki kelime ama içinde koskoca bir sevgi var.
Ne yapıyorsun, nasılsın, halin keyfin yerinde mi — hepsi bu iki kelimenin içinde.

Eskiler derdi ki:

“Maraşlı’nın kelimesi kısa, manası derindir.”
Doğrudur da. Bizim sözümüz süslü değildir ama içtendir.
Bir bakarsın, birisi üzülmüş, hemen biri yaklaşır, sırtına dokunur:
Böğsünme ha, ede. Dünya bu, geçer.
İşte o anda bütün dert hafifler.

Cay, Paça, Muhabbet Üçlüsü

Maraş’ta sohbetin üç direği vardır:
Cay, paça, muhabbet.
Bir kahvede oturulacaksa, illa ki cay olacak.
Kışın ortasında duman tüter, yazın ortasında bile “soğuk cay” bahanesiyle oturulur.
Bir de gece vakti paçacılar vardır bilirsin;
sabaha karşı açılır, sokak lambalarının altında dumanı tüter.
İşte orada Maraş’ın asıl sohbeti yapılır.

Bir tabak paça önüne gelir, sen daha kaşığı eline almadan biri başlar:
Ede, ötean bir şey oldu ha, anlatayım da şaşır!
Diğeri hemen girer:
Dur hele, önce cayını iç, sonra anlat.
Gülüşmeler başlar, paça biter, laf bitmez.
Kimi siyaset konuşur, kimi köyden haber getirir, kimi gençliğini yad eder.
Ve sonunda biri mutlaka der:
Hele gelin birez sobet edek, şu dünyanın halini bi çözelim!

Sohbetin Kalbi – Samimiyet

Bizim Maraş’ın sohbetinde yalan, kibir, gösteriş olmaz.
Bizde herkes kendi gibidir.
Ayakkabısı tozlu olan da, takım elbiselisi de aynı sofrada oturur.
Çünkü burada insanı insan yapan sözüdür, gönlüdür.
Birisi az konuşur, diğeri çok; ama herkes dinler birbirini.
Kimse “ben bilirim” demez;
hep “sen de anlat hele” denir.

Böyle böyle geçer akşamlar.
Sohbetin sonunda biri muhakkak “Allahaısmarladık edeler, ben gideyim” der ama kimse bırakmaz:
Dur hele, otur birez, cay yeni kaynadı.
İşte o anda bilirsin, sohbetin tadı yeni başlamıştır.

Net’te de Olsa, Yürekten Sohbet

Eskiden sobet evlerdeydi, şimdi internet çıktı,
ama Maraşlı gene boş durmaz.
Netsohbet Maraş Odası” açıldı ya,
herkes toplandı oraya.
Onikişubat, Dulkadiroğlu, Elbistan’dan, Afşin’den, Göksun’dan, Türkoğlundan, Nurhak’tan,
hatta Almanya’dan, Hollanda’dan, Avustralya’dan edeler geldi.
Kimi “ben Elbistanlıyım” der, kimi “benim memleket Göksun” der,
hepsi aynı cümlede buluşur:
“He edem, hoş geldin, gel hele birez sobet edek!”

Orda ne siyaset kavgası var, ne öfke.
Sadece memleket kokusu, Maraş muhabbeti var.
Birisi yazar:
Aksu’nun kenarına çocukken çimmeye giderdik, hatırlıyon mu?
Hemen biri cevap verir:
He, ilâ, ne günlerdi… Çomça balıkları elimizi ısırırdı!
Bir diğeri der ki:
Bizim orda sabahları davar sesine uyanırdık, şimdi o sesleri duymayınca içim ağrıyor.
İşte o anda o sohbet odası, Maraş’a açılan bir pencere olur.

Maraş Şivesiyle Sözün Büyüsü

Bizim kelimeler, Maraş’ın toprağından, suyundan, havasından doğmuştur.
Debiyak” deriz, “az önce” anlamına gelir.
Telefsimek” deriz, “yorulmak, bitmek” demektir.
Birine “dıvrak” dersen, översin; “elinden iş gelen, kıvrak” demektir.
Kızdığın zaman bile kelimenin içinde sevgi vardır.
Humsuluk etme, hemen söyle şunu!” deriz mesela.
O da şaka yollu sitemdir.

Bir gün biri bana dedi ki:
Senin gibi edeyi görmedim, lafın tatlı, sözün yerinde.
Dedim ki:
Ede, laf tatlıysa Maraş’tandır, ben sadece taşıyıcısıyım.
Çünkü gerçekten öyle; Maraşlı bir konuştu mu, kelime değil, gönül dökülür ağzından.
Bir “heri” der, şaşırırsın.
Bir “hele” der, gülümsetir.
Bir “tama” der, ikna eder.
Söz bile başka Maraş’ta!

Sohbetin İçinde Duygular

Maraşlı’nın sohbeti sadece gülmek değildir, ağlamak da vardır içinde.
Birisi memleketten uzakta yaşar, girer odaya, der ki:
Ede, on yıldır Maraş’a gelemedim. Kar yağdımı oralara?
Diğeri hemen cevap verir:
He, sabah kalktık, Ceyhan’ın kenarına zopur düşmüş, her yer bembeyaz.
İşte o an, biri bin kilometre ötede olsa bile, gözünün önüne Maraş gelir.
Dağlar, evler, bacalar, kar, dondurma…
Ve o an insanın yüreği hem ısınır hem sızlar.

Bazısı köyünü anlatır:
Bizim köyde akşamüstü güneş çekilince, herkes örtmeye otururdu. Cay, çekirdek, sobet…
Bir başkası der:
Ede, şimdi kimse kapı önüne çıkmıyor, herkes telefona gömülmüş.
Ama sonra biri hemen ekler:
Varsın öyle ola, yeter ki gönüller birleşsin. Bizim sobet gene eksik olmaz.
Ve herkes “ilâ” der, yani “öyle değil mi?” demektir.
İşte bu “ilâ” bile Maraş’ın ruhudur — kısa, sade, ama tam yerinde.

Maraş’ta Zaman Geçmez, Muhabbet Geçer

Bizim memlekette saat işlemez, çay biter ama laf bitmez.
Birisi gider, yerine yenisi gelir.
Kimi dondurma alır, kimi biber kurutur,
ama herkesin ağzında aynı söz:
“Hele gel hele, sobet var.”

Gecenin bir vakti bile olsa, kapı çalınırsa şaşırmazsın.
Ede, cay var, gel içelim.
Bu bir davet değil, bir dostluk işaretidir.
Çünkü Maraşlı bilir: insan bir bardak cayla ısınır, bir güzel sözle iyileşir.

Bu Şehri Anlamak İçin Konuşmak Lazım

Kahramanmaraş’ı gezmekle tanıyamazsın,
dondurmasını yemekle de tam anlayamazsın.
Asıl Maraş, konuşurken, gülüşürken, sobet ederken ortaya çıkar.
Sözlerin arkasında tarih, kahramanlık, sevda, yürek vardır.
Birisi “gazozu getir, lömlöm içelim” der, gülersin.
Ama bil ki o cümlede bile memleket sevgisi vardır.

Bir dede torununa “tama, yumuş tut hele!” der,
yani “hadi evladım, şu işi de yapıver.”
İşte bu kadar doğal, bu kadar içten bir dildir Maraş Türkçesi.
Ne abartı var ne eksiklik.
Olduğu gibi, samimi, mert, dürüst.

Son Söz: Ede, Gel Sen de Katıl

Şimdi biz burda, Netsohbet’te edelerle oturmuşuz.
Birimiz Göksun’da, birimiz Almanya’da, birimiz İstanbul’da.
Ama hepimizin gönlü aynı yerde: Maraş’ta.
Biz burda cay içiyoruz, sobet ediyoruz, bazen gülüyor, bazen eskiyi yad ediyoruz.
Yani Maraş’ın ruhunu yaşatıyoruz.

Sen de gel hele, eksik kalma.
Çünkü bu oda sadece bir yazışma yeri değil;
bir gönül durağı, bir hatıra köşesi, bir memleket nefesidir.

Cayımız kaynar, muhabbetimiz boldur.
Bir “nötin” dersin, yüz kişi cevap verir:
İyiyiz ede, sen nötin?
İşte o zaman bilirsin ki yalnız değilsin.
Çünkü Maraş’ta insan yalnız olmaz —
her zaman bir “ede” vardır yanında.

He edeler! Gelin hele birez sobet edek.
Cayımız taze, sözümüz sıcak, gönlümüz açık.
Buyurun, Maraş’ın sobet kapısı sonuna kadar açık!


Yazan: Bir Maraşlı yürek – Edelerin muhabbetine selam ola.